Tag Archives: tırmanış

Aynanın karşısında uyuyakalmışsın gibi gene, ve iki vesika

O’na

Tırmanırken ittim onu. Yukarıya daha kolay çıksın istedim. Merdivenleri aklına getir, dedim. Anlamadı. Ayağı kaydı sonra. Üstüm başım tamamen toz toprak oldu. Eve gidince banyodan çıkmak yok yarım saat. İnsan kendi sağlığını gözetmeli. Ona da söyledim. Evde duştan sonra ara beni, dedim. Sen de haber verecek misin, diye sordu. Muziplik yapıyor. Sana ne kızım, dedim. Tekrar etme beni. Güldü.

Neden sürekli hapşırdığımı soruyor. Bahar nezlesi diyorum. Yavrum ne baharı, Ağustos bitmek üzere, diyor. Gülüyor pis pis. Sen önüne dön de tırmanmana bak, diyorum. Bu saate kalmamalıydık. Dere kenarında gereksiz uzunca ara verdik. Gerçi serin sularda baldırlarını yıkayışına şahit olmak için yeniden giderim oraya. Buz gibi suu, diye çağırıyor. Kıkır kıkır gülmese ayakkabılarımı çıkarıp girecektim suya. Çok inatçıymışım. Yüzümü yıkamam yeterli iması veriyorum. Somurtmamaya çalışarak. Çürük onca elma arasından, en diri ve parlağının nazını da çekemeyeceksem ne anlamı var. Sepetteki eriklere uzanıyor. Kayanın üzerine koymuştuk. Mataraların yanına. Daldırıyor suya. Gacır gucur ediyor elinde, ovuşturunca. Yakala!, diyerek fırlatıyor bir tane. Mor. Mayhoş mürdüm erik. Acaba nasıl olurdu diye düşünüyorum, zaten güzel badem gözleri kahverengi olmasaydı. Hiç lens takıp takmadığını soruyorum. Ben senin o bildiğin kızlardan değilim, dese daha iyi. Manyakmışım.

Bileğinden tutuyorum. Ellerim ıslak ve tozlu. Vuuh! diyor, pat diye ölüyordum, dimi? Sus, diyorum, sus. Neredeyse sığacak elime. Halatı kavra, diye sesleniyorum. Güzelim. Bu kaçıncı kaybettirmek isteyişin kendini. Savrukluğunun bedeli miyim ben.

Tepeye varınca soracağım hesabını. Ciğerlerim batıyor. Kaburgam sıkıştırıyor herhalde. Hadi oyuklara bas ayağını. Bak az kaldı. Düşlerimi baltalayacaksın daha. Çadıra girip benimle uyuyacaksın. Ne gereği var hayallerin, hoyratça yaşamayacaksan, diyeceksin. Konuyu değiştirip; iyi ki bıraktın sigarayı, diyeceğim. Susturacaksın. Çocukluktu hepsi. O çocukluk olmasaydı bu tatile çıkamazdık, diyeceksin. Ulan ne alakası var. Ama sen duymayacaksın. Sana kıyamam galiba. Duyma bebeğim.

Lütfen acele etme. Ama kaldır artık şu koca poponu başımın üzerinden, diyorum. Ben de sağlam yere basmıyorum. Dayan bebeğim. Gülüp geçmekle kalacağız. Dayan. Hadi son üç beş metre.

Sana söyleyemediklerimle son bulamam.

 O’ndan

“Sen benim Nane Molla’msın” diyorum. Alınıyor. Yüzüme aptal aptal bakıyor. O böyle alınınca yüzü kızaranlardan değil ama bakışları bi garip oluyor. Şöyle ısıra ısıra sevesim geliyor onu. Hem ben naneyi eksik etmem hiç salatadan. Bir tutam mutlaka serperim, parmaklarımla. Bilmiyor işte. Olsun.

Kızarık gözleri var sonra. Ufalmış, beyazı kırmızıya çalan, hassas gözler. Alerjisi varmış. Nasıl alerjiyse, geçmiyor aylarca. Göz altlarında da bir koyuluk. Şöyle belirgin, hani kara toprağı kumsala dökmüşsün ya da daha iyisi, katman katman toprağı eşelemişsin gibi. Hastalıklı da durmuyor bence. Ama eminim o bunu dert ediniyor kendine. Canım benim. Sütlimanım benim. Kesin ona böyle seslenmeme de bozulur. Bozulsun varsın. Acı sütüm, birtanem.

Gerçi çokça da güler bana. Bana bakıp yani. Yüzüme gülmez hiç. Gülümsediği olur, hiçbir şey çıkmaz ağzından. Gevşekleşemeyen bir ciddiyeti var. Bazen fazla geriliyor, kasılıyor, köfte dudaklarını ısırmaktan kanatıyor. Alem çocuk. Beni nasıl güldürdüğünü bilse.

Bir türlü açılamadı ama. Kızamıyorum gene de. Anlıyorum ben. Sığdıramıyor içine. Nasıl bir sevgiyse eğer birine izin verirse, başka kimseye yer kalmıyormuş. O da haklı. Kolay alınmıyor böyle kararlar.

Kimden onay bekliyorsan al artık şunu. Gel iste beni benden. Elimi tombul parmaklarının arasında sık. Ha bir de dağın birine çıkaracakmış beni. Tesis mesis varmış. Arabasız, yürüyecek, biraz da tırmanacakmışız. Bu ayda şelalesi akıyor, dedi. Severmişim. Öyle de, içimde bir huzursuzluk var. Neyse, kıramadım. Belki orda söyleyecek. Gece vakti. Ay hadi artık.

Allah’ım sevgi böyle bir şey mi yoksa?

Keşke benim için de şiirler yazsa. Nane Molla’m, güzel kokulum.