Category Archives: Toplum

Söylemekle söylememek arasında, kararsız kaldım

Çömeldim.

Ne zaman çömelsem pantolonun dizi çıkacak tedirginliği yaşadım. Hangi pantolon olursa olsun.

Çömelerek Allah’ın hebron’unda şıvarma yediğimi hatırlamadığım tek bir çömelmem olmadı.

Çömeldiğimde bacaklarımı o kadar da açmamam gerektiği konusundaki tembihe uymak hususunda sadakatimi kaybetmedim.

Çömelirken testislerimin rahatlığı da önceliklerimi belirleyen o birkaç etmenden biri oldu.

Sırtımı dayadım. Ellerimi kucağımda birleştirdim. Kaşlarımı çattım. Çömeldim bekliyorum. Denemediğim müddetçe öğrenemeyeceğimi, cesaretin fiyakalı bir sözcükten öte anlamları olabileceğini filan söylesin biri istiyorum.

Sanırım izini sürmekte olduğum ilkesizliğin ayakları yere tam olarak basınca işe yaramayacağını öngörememişim. Galiba gaza gelmem, getirilmem şart.

Hadi koçum. Hadi aslanım. Yaparsın sen.

Advertisements

Entelektüel merak nedir, nasıl çalışır? 

Yanyana oturduk. Benden üç yılla senior. Sende de tüm kafası çalışan insanlarda olan o psikolojik durum var gibi geliyordu, yo sahiden var galiba, dedi. Hangi kondisyon, diye sordum. Söylemem, henüz değil, dedi. Neden, diye sordum. Zamanı gelmemiş.

2047-1

Servis hareket etti. Zaten 2 dakikalık mesafe. Dipdibeyiz. Yaş ilerledikçe geçecek gerçi. Ya, diyor. Uzatarak. Ee söylesene neymiş, merak ettim, diyorum. Gülüyor. Sen var ya, seninki kesin tamamen entelektüel meraktır, diyor. Evet, diyorum. Bende gerçekten varsa mutlaka onu düşünmüşümdür. Aynen, ama psikoloji ya da ağır kaynaklarından okumamış kimse asla fark edemez. Söylemişse ancak bilen biri söylemiştir, diyor. Çevremdeki tüm kavrayışı keskin tipleri yokluyorum zihnimde.

giphy

İniyoruz sırayla. Yüzüne bakınca içi huzur buluyor insanın. INFJ sonuçta. Telefonda konuştuğun kim, diye soruyor, sırıtarak. Umarım erkek bir arkadaşın değildir, yoksa durum sakat esprisi yapıyor. Al babamdan bi tane daha, diye geçiriyorum içimden. Kiminle konuştuğunu söylersen, ben de söyleyeceğim, diyor. Aman, diyorum. Belki de söylenecek bir şey yok, ve sen de merak eder rolü yaparak beni kekliyorsun, diyor. Şüphelerim o yönde, diyorum.

2036-4

Gülüyor. Fırlama çocuk, diyor. Ayrılıyoruz.


Gelelim başlıktaki soruya. Entelektüel merak düğmesini tutan ipler yolunmak üzere olan cekete benzer. Önünü bağlarsın. Üstüne yakıştırırsın. Az gerginlikte düğme fırlar gider. Entelektüel merak da öyle, iğreti durur. Tat vermez o ceket gibi.

Bize yakışıyor mu kaplan? Yakışmıyor kaplan. Sorguyu bırakınca, bir daha merak etmeyince, görevler yerine getirildi, listenin sonu göründü, dosya işleme konuldu. Ya bi de başıma bir saplantıdır girdi. Neyse akışı bozduğumuz yeter, böyle kalsın.

İstanbul’da önümüzdeki günlerde beklenen şiddetli fırtına ve sağanak yağışlar sel baskınlarına yol açabilir

Yağmur yağacak, belki sel basar yeniden, dediler, olmadı. Çiseledi yalnızca. Hem de sprey tipi dediğim şekilde.

unnamed (3)

Yüzümü kaldırıp gözlerimi kapadım. Yıllardır değişen pek bir şey yok. Aynı coşkuyu tadıyorsam, ya belli konularda gram büyümüyorum. Ya da zaten insan o kadar şipşak değişen bir yapıda değil.

Üstüne hâlâ büyümekten dem vuruyorsam, çocuk kalan parçalarım var demektir. Ne güzel ya. Metrobüste, ayakta, gittikçe dizime daha çok değen Suriyeli adamın birine rağmen, tüm çabalara rağmen, naparsan yap çocuğum galiba. Az da olsa. Hissedarlık gibi. Gene de söz hakkın var alınacak bazı kararlarda. Gibi. 

unnamed (5)

Derken…

Şu an bir şey keşfettim hayatıma dair. Geç kalmış olsam da. Dur yazıyorum dur. Meğer sebebi çok daha açıkta, ortadaymış. Fiziksel olarak yetmiyormuşum aslında. Ama daha uygun bir dille ifade etmiş, etmişler. O da onun inceliği.

Vay canına ya. Şu münasip şekilde sorunları çözme yöntemi çok işlevsel. Fark edişime farkında olmadan vesile olan kadının da dediği gibi, oldu ki sevgilin pislik içinde olsa, ona bunu doğrudan söyleyemezsin. Gururu incinir filan. O yüzden en iyisi biraz da her doğruyu her yerde söylememek galiba. Beraber duş alırsınız. Temizlendiğinden emin olursun. Dikkatini dağıtarak yapıyorsun, evet. Başka türlüsü zor, dikenli yol.

unnamed (6)

İşte sen karşıyı kandırmış, aldatmış, ondan daha üst bir konuma geçmiş oluyorsun böylece. En azından zihninde. Ve o şebelek yüzüyle sana espriler yapıyor. Gülüyorsun, aklında pislik içindeki hali, ve işi nasıl da toparladığın. Olsun, değdi diyorsun. O hep böyle destek gerektiriyordu zaten.

Aynından söz ediyorum işte. Bana pırlanta gibi açıklamalar getiriyor, öyle ki hayatta tek anlamın bu olacak, yoksa yok hani hayatın halihazırda bir manası. Ama o engin yüreğiyle senden önce davranıyor her zaman. Seni toparlıyor. Açığını kapatıyor. Arkandan iş çeviriyor. Seni senden koruyor. Seni üzmek istemiyor.

Falan filan.

unnamed (4)

Neyse ki, seneler sonra da olsa, Durmaksızın Yeni Kapılar Açan, bana da açtı bir kapı. Girdim içeri. İçeride bir tabanca suya batmış. Su çekilmiş tabancaya. Tabanca şişmiş, şeklini yitirmiş. Kaldırıp aldım elime. Şarjörü boşaltmak istediğimde. Suyu boşalttığımı anladım. Tabancayı yerine bıraktım. Yerdeki suya baktım. Yerdeki mermilere.

Neyse. Bugünün artısı da bu ayırt ediş oldu.

unnamed.gif

Teyzelerin zamanla imtihanına dair

Uzun yıllar ardından teyzelerin en sevimlisi (çünkü adı Sevim böö) Türkiye ziyaretinde bize de geldi. Annem ablasını almak için babamla Esenboğa havalimanına gittiklerinde, ekstra 2 saat beklediklerini söyledi. Pegasus rötar yapmış. Üstüne benim şaşkın ikizler kadını annem saçını (platinden kahveye) ve bagajının modelini (“senin valizinin rengi pembeydi ama” diyor annem) değiştiren teyzemi tanıyamamış. Öyle bakışmışlar kim bu diye.

,

2 buçuğu geçiyordu sanırım saat, geldiklerinde. Telaşla girdiler. Teyzem uff puff. Basamaklar yormuş narin kadını. 50 yaşında olduğunun ayırdına ancak o zaman varabildim. Yoksa maşallah prenses.

Hemen bir şeyler hazırlandı. Masaya geçildi. Enişteden konuşuyoruz, yolculuktan, bizden. Üşümüş uçakta. Pegasus sağ olsun battaniyeden kazanmak için klimayı açıyor. Atlas en iyisi dedim, hostesleri bir içim su. Eğilip soruyor ilişkimin olup olmadığını. “Bitti, oldu biraz biteli” diyorum. “Tüh” diyor. “Neden bitti?” “E yürümedi, anlaşamadık.” Teyze artık sizin dönemdekiler gibi değil işler. Aileler zorla ayırmıyor bizi ya da talihsiz olaylarla pençeleşirken kopmuyoruz birbirimizden. Bildiğin anlaşamıyoruz işte. O kadar basit. “Sevgilin olunca ara kesin”, diyor. Gülüyorum.

Yemek yeniyor. Kahvaltılık daha çok. Çaylar, sular geliyor. Sahuru anlamlandırmaya çalışıyor teyzem. “15 dk sonra oruca başlayıp, 15 dk sonra iftar edilse olmuyor mu?” diye soruyor. Kahkaha atıyorum. Almanya’da oluyordur belki, burada bu fikrinden kimseye bahsetme yalnız teyzecim.

Ertesi gün enişteyle konuşuluyor. Yaşadıkları şehrin belediye başkanının makam şoförü. “Türklerden çok Türkiyecidir” diyor onun için teyzem. Türklerle bile dış politikamızı savunucu tartışmalar yapıyormuş. İlginç bir insan. Seneler önce gördüğümde, ona dair tek hatırladığım, yabancı olduğu bir ortamda her sessizlikte “Das ist gut, das ist gut!” deyişiydi. Onun gözlerinden bize bakınca, söylenecek başka söz bulamıyorum ben de.

200111-2560x1440

Gene masa başındayız. Annem döktürmüş. Teyzem’in yanında oturuyorum. Yiyemiyor ama, yaptırdığı dişleri diş etini zorluyormuş.

Teyzecim, canım, zamanlamaların çok hatalı.

İlişkilerin en büyülü zamanları

Hoşlanmayla başlayan, ve bir türlü bir sonuca varmayan, öylece de unutulup giden potansiyel ilişkileri düşünerek yazıyorum bunu.

§

Her hoşlantı birbiriyle yolun birinde plansız karşılaşmış iki insan arasında birdenbire oluşan bir sis gibi, ve hoşlanma devam ettikçe de bu sis bir türlü kalkmıyor aradan.

Sisin, ya da sis perdesinin, çekilmesi iki nedenden biri için oluyor: Ya hoşlantıyı bir sonraki aşamaya getirecek hamle yapılamadığı için olay yerinden uzaklaşmış oluyorlar, ya da, bir sonraki evreye girilmiş oluyor.

Bana kalırsa aşk, bu sistir, bu büyüdür. Aşk seni olanca bilinmezliği ile karşılar. Aşkı fark edişin büyüdür. Aşka izin verişin büyüdür. Bütün varoluşun o anlamda büyüdür, aşk seninle olduğu müddetçe.

Cereyanda kalmak gibi.

§

Osho aşık oluşu şöyle tarif ediyor:

O basitçe olur. O damdan düşercesine olur. Yabancı bir kadınla karşılaşırsın ve aniden bir şey olmuştur. Cevaplayamazsın, o cevaplayamaz. Aniden kendini onunla aynı yöne giderken bulursun. Aniden kendini onunla aynı dalga boyunda bulursun, uyarlanırsın. Ve aniden gerçekleştiği gibi aniden kaybolabilir de. O bir gizemdir.

İlişki illa romantik bağlamda algılanmamalı. O sana tamamen bir yabancıysa, o zaman o büyüden bahsedebilirsin. Kim ve ne şekilde olursa olsun.

Ve benim ilişkilerde en keyif aldığım dönem, bu karşılıklı hoşlanmanın acemice sergilendiği, ötekinden çekinildiği ama ötekinin amansız bir merakla istendiği, orada şimdi sebepsizce istendiği o kısacık dönem.

Ve ben bu ânda tattığım lezzeti, başka hiçbir evrede yakalayamıyorum. Sonuca ulaşmayı sevmiyorum galiba. O ânın sürmesini istesem de. Başlayan her şey mutlaka sona erecek, bunu bildiğim için belki de.

§

Bir daha o kişiyi göremeyeceksin belki. Bir daha rast gelemeyeceksiniz. Belki adım atılmadığı için sönecek, belki adım atıldığı için ya da adım atıldığı halde sönecek. Ama o ân, o hiç konuşmaya bile gerek olmayan, konuşsanız bile ne konuştuğunuzun hiç önemi olmayan o ân, o ân ölümsüz.

Çünkü o ân yalnızca insan olmanın en saf hali sahnede. Tutku yok, şehvet yok, karşılık yok, ima veya başka niyetler yok, naz veya zorlama yok, beklenti yok. Beklenti yok. 

Bunun adı aşk.