Category Archives: Toplum

Teyzelerin zamanla imtihanına dair

Uzun yıllar ardından teyzelerin en sevimlisi (çünkü adı Sevim böö) Türkiye ziyaretinde bize de geldi. Annem ablasını almak için babamla Esenboğa havalimanına gittiklerinde, ekstra 2 saat beklediklerini söyledi. Pegasus rötar yapmış. Üstüne benim şaşkın ikizler kadını annem saçını (platinden kahveye) ve bagajının modelini (“senin valizinin rengi pembeydi ama” diyor annem) değiştiren teyzemi tanıyamamış. Öyle bakışmışlar kim bu diye.

,

2 buçuğu geçiyordu sanırım saat, geldiklerinde. Telaşla girdiler. Teyzem uff puff. Basamaklar yormuş narin kadını. 50 yaşında olduğunun ayırdına ancak o zaman varabildim. Yoksa maşallah prenses.

Hemen bir şeyler hazırlandı. Masaya geçildi. Enişteden konuşuyoruz, yolculuktan, bizden. Üşümüş uçakta. Pegasus sağ olsun battaniyeden kazanmak için klimayı açıyor. Atlas en iyisi dedim, hostesleri bir içim su. Eğilip soruyor ilişkimin olup olmadığını. “Bitti, oldu biraz biteli” diyorum. “Tüh” diyor. “Neden bitti?” “E yürümedi, anlaşamadık.” Teyze artık sizin dönemdekiler gibi değil işler. Aileler zorla ayırmıyor bizi ya da talihsiz olaylarla pençeleşirken kopmuyoruz birbirimizden. Bildiğin anlaşamıyoruz işte. O kadar basit. “Sevgilin olunca ara kesin”, diyor. Gülüyorum.

Yemek yeniyor. Kahvaltılık daha çok. Çaylar, sular geliyor. Sahuru anlamlandırmaya çalışıyor teyzem. “15 dk sonra oruca başlayıp, 15 dk sonra iftar edilse olmuyor mu?” diye soruyor. Kahkaha atıyorum. Almanya’da oluyordur belki, burada bu fikrinden kimseye bahsetme yalnız teyzecim.

Ertesi gün enişteyle konuşuluyor. Yaşadıkları şehrin belediye başkanının makam şoförü. “Türklerden çok Türkiyecidir” diyor onun için teyzem. Türklerle bile dış politikamızı savunucu tartışmalar yapıyormuş. İlginç bir insan. Seneler önce gördüğümde, ona dair tek hatırladığım, yabancı olduğu bir ortamda her sessizlikte “Das ist gut, das ist gut!” deyişiydi. Onun gözlerinden bize bakınca, söylenecek başka söz bulamıyorum ben de.

200111-2560x1440

Gene masa başındayız. Annem döktürmüş. Teyzem’in yanında oturuyorum. Yiyemiyor ama, yaptırdığı dişleri diş etini zorluyormuş.

Teyzecim, canım, zamanlamaların çok hatalı.

İlişkilerin en büyülü zamanları

Hoşlanmayla başlayan, ve bir türlü bir sonuca varmayan, öylece de unutulup giden potansiyel ilişkileri düşünerek yazıyorum bunu.

§

Her hoşlantı birbiriyle yolun birinde plansız karşılaşmış iki insan arasında birdenbire oluşan bir sis gibi, ve hoşlanma devam ettikçe de bu sis bir türlü kalkmıyor aradan.

Sisin, ya da sis perdesinin, çekilmesi iki nedenden biri için oluyor: Ya hoşlantıyı bir sonraki aşamaya getirecek hamle yapılamadığı için olay yerinden uzaklaşmış oluyorlar, ya da, bir sonraki evreye girilmiş oluyor.

Bana kalırsa aşk, bu sistir, bu büyüdür. Aşk seni olanca bilinmezliği ile karşılar. Aşkı fark edişin büyüdür. Aşka izin verişin büyüdür. Bütün varoluşun o anlamda büyüdür, aşk seninle olduğu müddetçe.

Cereyanda kalmak gibi.

§

Osho aşık oluşu şöyle tarif ediyor:

O basitçe olur. O damdan düşercesine olur. Yabancı bir kadınla karşılaşırsın ve aniden bir şey olmuştur. Cevaplayamazsın, o cevaplayamaz. Aniden kendini onunla aynı yöne giderken bulursun. Aniden kendini onunla aynı dalga boyunda bulursun, uyarlanırsın. Ve aniden gerçekleştiği gibi aniden kaybolabilir de. O bir gizemdir.

İlişki illa romantik bağlamda algılanmamalı. O sana tamamen bir yabancıysa, o zaman o büyüden bahsedebilirsin. Kim ve ne şekilde olursa olsun.

Ve benim ilişkilerde en keyif aldığım dönem, bu karşılıklı hoşlanmanın acemice sergilendiği, ötekinden çekinildiği ama ötekinin amansız bir merakla istendiği, orada şimdi sebepsizce istendiği o kısacık dönem.

Ve ben bu ânda tattığım lezzeti, başka hiçbir evrede yakalayamıyorum. Sonuca ulaşmayı sevmiyorum galiba. O ânın sürmesini istesem de. Başlayan her şey mutlaka sona erecek, bunu bildiğim için belki de.

§

Bir daha o kişiyi göremeyeceksin belki. Bir daha rast gelemeyeceksiniz. Belki adım atılmadığı için sönecek, belki adım atıldığı için ya da adım atıldığı halde sönecek. Ama o ân, o hiç konuşmaya bile gerek olmayan, konuşsanız bile ne konuştuğunuzun hiç önemi olmayan o ân, o ân ölümsüz.

Çünkü o ân yalnızca insan olmanın en saf hali sahnede. Tutku yok, şehvet yok, karşılık yok, ima veya başka niyetler yok, naz veya zorlama yok, beklenti yok. Beklenti yok. 

Bunun adı aşk.

Delikanlı gibi günah işlemek

Ülke insanının iflah olmaz bir huyu var: Her şeyi kılıfına uydurmak. 

Adamakıllı suç işleyemiyor, illa bir yolu yordamı, usulü erkanı oluyor. Kendini düze çıkarsın diye gerekli adımları atmadan suça girişmiyor.

Bu pasif agresif tutumu inandığını iddia edenler arasında da oldukça sık görüyoruz. Az önce duydum. Adam evliyken gitmiş yanında çalıştırdığı kızla imam nikahı kıymış. Dışarıya din konusunda ahkam keser bunlar. Senden benden daha uhrevi bunlar.

Adam günah işleyecek. Adam evliyken gidip başkasıyla sevişecek. Ama gidiyor kitabına uyduruyor. T. C. kanunlarınca değil, kendince kıydırabildiği imam nikahıyla.

Üniversite’den bir kız arkadaş eski sevgilisinden söz açtı bir gün. Muhafazakar olan bu eleman gönül rahatlığıyla sevişebilmek için kendince imam nikahına yeni bir yaklaşım getirmiş. Zerre fikrim yok, ama sanırım imam nikahı için bir şart da şahitlerin bulunması. Orda burda bunların sevgili olduğunu bildiklerini, ve bunun imam nikahı yerine geçtiğini söylemiş. Kız sosyalist. Kız inanır mı, kız tahammül eder mi…

Şerefsiz, delikanlı gibi sevişsene, inanıyorsan adı günah olsun. Çatır çatır işle. En azından evet istedim ve yaptım alnım ak diyebileceksin. Şimdi ne diyor? İşte vicdan rahatlatacaklar. Hedefe giden yolda, her şey mübahtır değil bu. Hedefe giden yolda, her şeye bir kalıp uydurmak mübahtır bu.

Sorumluluk almadan işin içinden sıyrılmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Kaymağı yiyecek ama bedelini ödemeyecek. Yaşamın yasasını çiğnediklerini bilmiyorlar. Bilmesinler gerçi.

Toplumun iki yüzlü dışavurumuna dair eşsiz bir yapım // Happiness (1998), Todd Solondz

Dürüstlük ve samimiyetsizlik kol geziyor ülkemizde. Temel problemimiz bu mu değil mi, bu beni pek ilgilendirmiyor. Ama bu ikisini gördüğüm yerde taşıyıcı her kimse kafasını kırmadıkça içim rahat etmeyecek, bunu biliyorum.