Category Archives: Kadın

Şimdi hiç tanımadığım bir kadının kollarına bırakıp gitsem kendimi

Aynı hizadaki koltuklarda 4’ü genç 1’i orta yaşlı Araplar var. İhtiyar olan ilk defa Türkiye’ye gelmiş olacak ki, diğerlerinden yardım isteyerek bana merhaba dedi. Ama sonra yüzü düştü.

Şimdi İzmit’in sanayi bölgelerinden geçiyoruz. 3 saat oldu olmadı yola çıkalı. YHT. Hostes kadın çok güzel gülümsüyordu. Sırf o kadar güzel gülümsüyor diye portakal suyu aldım. Sonra su da aldım. Bozuk çıkaramadığı için kıramadım, susamlı çubuk kraker de aldım. Teşekkür edip arabasını ilerilere sürdü. Poposu da güzelmiş, sonradan fark ettim.

Tünellerden geçiyoruz. Rüya görür gibi. Etrafın kararınca, içerideki ışık zihninin uyanıklığı olarak kalıyor, ve yaklaşan, istila eden uykuya zihnin kendini teslim ediveriyor. Suya ufak bir taş atınca, dairelerle yayılan etkinin tam tersi bir biçimde bastırır uyku. Anla işte, hep araya alınıyorsun.

Arkas’ın yük gemisi Boğaz’a çevirmiş dümeni. Kayalıklar gözüme çarpıyor. Denizi rahim içine yoran psikanalitik okul, tüneli nasıl yormaz diye düşünüyorum. Hatırlamıyorum gerçi. Detayları kaçırmış olmalıyım. Kaçırmışsam, şu yazıya konu olsun içindir. Benlik bir durum değil. Senlik bir durum da değil.

Dün gece aradılar. Torunları. Ölmüş. Hastanede. İki arabayla hastaneye gidiyorlarmış. Hemen haber vermek istemişler. Kardeşini görürdü bende. Ondan yalnızca ben kaldım, ya da ona yakın bir ben kaldım diye herhalde. Vardık, çoktuk aslında biz, ama öyle derdi. Dedemi özleyip özleyip ağladığını hatırlıyorum şimdi. Ortak noktalarını da yeni keşfettim. Biri ölünce demek ki direkt beni öptükleri anlar geliyor aklıma. O da öpünce yanakları ıslatıyordu. Allahım bunu neden yapıyorlar.

Yanaklarımda izler bırakmışlar. Geçmiyor.

Ama yolculuk sona erdi artık. Rüya da. Herkes kapılara doluştu. En erken inmenin yarışı herhalde. Aceleyle uykudan uyanır gibi. Senin kalkışmayacağın kadar vasat olduğu için anlatıyorum.

Her neyse. Oyalandım yeteri kadar. Bütün bunları çizgisel sürdürerek bu akşamı da geçiremem. Birkaç beylik söz ezberledim, telafisi olmayan sözler. Bu akşamı da bunun gibi bütün akşamları da yabancı bir tenin sıcaklığında eritmek isterdim ben. 

Şimdi hiç tanımadığım birinin kollarına bırakıp gitsem kendimi. Çantamdaki çubuk krakeri yesek sonra. Çarşaflara dökülmesine karışmayacağım bu sefer. Sonra o yabancının her türlü alışmadan daha tanıdık kucağında uyuyakalsam.

Ben çubuk kraker sevmem ki. 

İlişkilerin en büyülü zamanları

Hoşlanmayla başlayan, ve bir türlü bir sonuca varmayan, öylece de unutulup giden potansiyel ilişkileri düşünerek yazıyorum bunu.

§

Her hoşlantı birbiriyle yolun birinde plansız karşılaşmış iki insan arasında birdenbire oluşan bir sis gibi, ve hoşlanma devam ettikçe de bu sis bir türlü kalkmıyor aradan.

Sisin, ya da sis perdesinin, çekilmesi iki nedenden biri için oluyor: Ya hoşlantıyı bir sonraki aşamaya getirecek hamle yapılamadığı için olay yerinden uzaklaşmış oluyorlar, ya da, bir sonraki evreye girilmiş oluyor.

Bana kalırsa aşk, bu sistir, bu büyüdür. Aşk seni olanca bilinmezliği ile karşılar. Aşkı fark edişin büyüdür. Aşka izin verişin büyüdür. Bütün varoluşun o anlamda büyüdür, aşk seninle olduğu müddetçe.

Cereyanda kalmak gibi.

§

Osho aşık oluşu şöyle tarif ediyor:

O basitçe olur. O damdan düşercesine olur. Yabancı bir kadınla karşılaşırsın ve aniden bir şey olmuştur. Cevaplayamazsın, o cevaplayamaz. Aniden kendini onunla aynı yöne giderken bulursun. Aniden kendini onunla aynı dalga boyunda bulursun, uyarlanırsın. Ve aniden gerçekleştiği gibi aniden kaybolabilir de. O bir gizemdir.

İlişki illa romantik bağlamda algılanmamalı. O sana tamamen bir yabancıysa, o zaman o büyüden bahsedebilirsin. Kim ve ne şekilde olursa olsun.

Ve benim ilişkilerde en keyif aldığım dönem, bu karşılıklı hoşlanmanın acemice sergilendiği, ötekinden çekinildiği ama ötekinin amansız bir merakla istendiği, orada şimdi sebepsizce istendiği o kısacık dönem.

Ve ben bu ânda tattığım lezzeti, başka hiçbir evrede yakalayamıyorum. Sonuca ulaşmayı sevmiyorum galiba. O ânın sürmesini istesem de. Başlayan her şey mutlaka sona erecek, bunu bildiğim için belki de.

§

Bir daha o kişiyi göremeyeceksin belki. Bir daha rast gelemeyeceksiniz. Belki adım atılmadığı için sönecek, belki adım atıldığı için ya da adım atıldığı halde sönecek. Ama o ân, o hiç konuşmaya bile gerek olmayan, konuşsanız bile ne konuştuğunuzun hiç önemi olmayan o ân, o ân ölümsüz.

Çünkü o ân yalnızca insan olmanın en saf hali sahnede. Tutku yok, şehvet yok, karşılık yok, ima veya başka niyetler yok, naz veya zorlama yok, beklenti yok. Beklenti yok. 

Bunun adı aşk.