Category Archives: Düşün

Perdeyi çekince gene biz bize kaldık

Gene kendimize, alıştığımız gibi, kaldık. Ayağa kalkıp aynanın karşısına geçince. Bükülen ışıklardan mıdır nedir. Tek bir şey gözüne çarptı. Çarpış o çarpış. Sendeledin, düştün.

Önündeki engel. Arkana dönmendeki engel oldu. Durduğun yerde durmana engel de olabilirdi. Hareketi mi yüceltelim bilemedik dedirten türden engeller.

Ve yılın sonuna doğru doğanlardanım ben, deyince sen. Arkasından da, içimdeki o bir türlü eskimeyen sebepsiz umudun başka bir açıklamasını bulamıyorum, demeliydin hemen.

Heyecandan hepsi.

Advertisements

Reflekslere güvenmek

Refleksif yaşamıyorsak ben de neyim. Ne olayım.

Tepkilere sığınmayı geçtim, bu sefer direkt hazır, verili, anlaşılmış tepkileri ele almaktan, sergilemekten bahsediyorum.

Küçük düşürüldüğünde oluşan şaşkınlık, küçük düşürüldüğünü sandığında girdiğin depresif ruh hali, vs vs., her biri kararlarının dışında birden sökün ediveriyor.

Öğrenilmişlik. Gut feelings. Robot olduğumuzu düşleyen filozofların kolaycılığını saymazsak, dikkat çektikleri bir nokta vardı evet.

Robotsan, misal, robotluğunla barışık olmalısın. Robot değilmiş gibi eylemeye kalkmamalı, ya da doğrusu, ummayı kesmelisin.

Ha robot değilsen, tahmin edilebilirlik değil ama, kendini tahmin edebilirliğin silinip gitmişse yeteneklerin arasından, o zaman sözcüklerini seçmekte özgürsün. Biliyorsun.

Devinimler

Ters giden bir şeyler varsa misal. Ya da yürüdüğün yolda önünü göremiyorsan. Ya da gördüklerin sana sadık hayallerle örtüşmüyorsa. O zaman bir şeyleri değiştirmek isteyebilirsin. Ve koşullardaki değişim, işleyişteki değişim, tüm değişimler, sende başlıyorsa eğer. (Ya da bize hep öyle dediler.)

(bkz: gittiğin yol yol değil)
(bkz: gitmediğin yollar neden yemyeşil)

IMG_20171015_014145_175

Godaa

Neden sonra aklıma yazmak geldi.

Uçaklar yere çakıldı. Gövdeleri sağlam. Burunları parçalanmış.

Açtığım iki kapıdan da, buz kesmiş insan çıktı. Telaşla köpüksü buzları kırıp kurtarmaya çalıştığım esnada onları, buz kesmelerinin kapıyı açtığımda o basınçla olduğunu söyleyince biri. Ne düşünmem gerektiğini bilemedim.

Uyandım.

Yolun üçte birini koştum. Kaval kemiklerimi çatlatmadan dinlendim. Ruh eşini bulmakla ilgili ilgi çekici bir konuşma dinlemek istedim. Ruhun eşi olmayacağını, ruhun bütün ve içrek olduğunu söyledi adam. Bol bol kahkaha attı.

Dalgın ve sessiz. Gözümün önünde dar ve geniş gövdeli, çakılan uçaklar. Hafızamda yüzler ama isimler kayıp. Işık var ama yolunu bulamıyor gibi.

Hep geride kaldım yürürken. Her seferinde bundan memnuniyet duyamadım ama. Hep uzaktan baktım. Bugün bi terslik yok ama öyle hissettiren bir detay.

Var.

Şüphe edilmez. Şüphe duyulmaz. Şüphe öldürür. Kaldırım kenarında kalır cesedin.

Kaldırımı bir hamlede geçip içeri girince adam gözlerini açtı. Bağırınca daha iyi anlayacağını düşünerek, tane tane olmamasına dikkat ettiğim sözcükleri. Bastıra bastıra. Oysa o bütün Arapça kanalları tek tek çevirdi göstermek için. Naziresini hoş karşıladım.

16 felafel. Bir kap humus. Keşke daha hijyenik. Keşke eldiven taksaydın demedim. Anlamaz diye. Ama bir sonrakinde bu kadar iç açıcı gülümseme. Hepimiz kardeşiz, peki orası tamam. Hepimiz kardeşiz. Ne yapacağımı bilemedim ama ben.

Nohuttan yapılıyor. Masa üzerindeki yiyeceklerin yedide üçü nohut.

Nohuttan Mehmet’i aklıma getiren, öbür bir şeyleri aklımdan götüren, taşıma bedelini nasıl kesiyor?

Şimdi sana hiç şaşırmayacağın bir sır verecek olsam. Ama tam gözlerim kapansa, koyunlar ittirip kaktırsa, kollarım dört bir yana açılsa. Uçaklar rüzgara bağırlarını açıp piste uzansa.

Ama çok az şey hatırlasam, hepsi afallatıcı olsa.

Ne yani. Şimdi ben?

Galiba.

Entelektüel merak nedir, nasıl çalışır? 

Yanyana oturduk. Benden üç yılla senior. Sende de tüm kafası çalışan insanlarda olan o psikolojik durum var gibi geliyordu, yo sahiden var galiba, dedi. Hangi kondisyon, diye sordum. Söylemem, henüz değil, dedi. Neden, diye sordum. Zamanı gelmemiş.

2047-1

Servis hareket etti. Zaten 2 dakikalık mesafe. Dipdibeyiz. Yaş ilerledikçe geçecek gerçi. Ya, diyor. Uzatarak. Ee söylesene neymiş, merak ettim, diyorum. Gülüyor. Sen var ya, seninki kesin tamamen entelektüel meraktır, diyor. Evet, diyorum. Bende gerçekten varsa mutlaka onu düşünmüşümdür. Aynen, ama psikoloji ya da ağır kaynaklarından okumamış kimse asla fark edemez. Söylemişse ancak bilen biri söylemiştir, diyor. Çevremdeki tüm kavrayışı keskin tipleri yokluyorum zihnimde.

giphy

İniyoruz sırayla. Yüzüne bakınca içi huzur buluyor insanın. INFJ sonuçta. Telefonda konuştuğun kim, diye soruyor, sırıtarak. Umarım erkek bir arkadaşın değildir, yoksa durum sakat esprisi yapıyor. Al babamdan bi tane daha, diye geçiriyorum içimden. Kiminle konuştuğunu söylersen, ben de söyleyeceğim, diyor. Aman, diyorum. Belki de söylenecek bir şey yok, ve sen de merak eder rolü yaparak beni kekliyorsun, diyor. Şüphelerim o yönde, diyorum.

2036-4

Gülüyor. Fırlama çocuk, diyor. Ayrılıyoruz.


Gelelim başlıktaki soruya. Entelektüel merak düğmesini tutan ipler yolunmak üzere olan cekete benzer. Önünü bağlarsın. Üstüne yakıştırırsın. Az gerginlikte düğme fırlar gider. Entelektüel merak da öyle, iğreti durur. Tat vermez o ceket gibi.

Bize yakışıyor mu kaplan? Yakışmıyor kaplan. Sorguyu bırakınca, bir daha merak etmeyince, görevler yerine getirildi, listenin sonu göründü, dosya işleme konuldu. Ya bi de başıma bir saplantıdır girdi. Neyse akışı bozduğumuz yeter, böyle kalsın.