Kapak

saçımı tıraş ediyorum. bu sefer arkası olmuş mu, düz bir hat halinde yapabilmiş miyim, sınırlarımı belirgin çizebilmiş miyim, hiç merak etmeden. arkaya bir ayna tutup yansımasından çözmeye kalkışmadan. olmuştur o. olmamışsa da olmuştur. dert değil.

çantamı yüklenip çıkıyorum. hava boğucu. yaz havası ama memleketimdeki gibi, akşamları çıkıp da kahvehanelerin yanından geçerken ya da vedalaşmak için kapının önünde dikilirken hissettiğim hava. esmiyor.

gına geldiği halde, pek de aldırmadan, ikide bir aynanın karşısında poz verirlerken geride bırakıyorum herkesi. göbeği eritmek için ne var ne yoksa yapıyorum. muhafaza etmek için de ne var ne yoksa yaptığımı düşünerek yapıyorum. öyle daha bi keyifli oluyor. sonra sırt ve omuz. kulunç vardı, onu pek rahatsız etmeden setleri tamamlıyorum. kapanışa denk geliyorum gene. bir çırpıda duşumu alıp çıkıyorum. karşılıklı aynada başımın arkasına göz atıyorum bi. mükemmel.

yağmur yağıyor. yerler ıslanmış. haydaa diyorum. hazırlıksız yakalandığım için. sonra bildirimleri yanıtlıyorum dönerken. telefon konuşması bitiyor. yağmur usul usul yüzüme gelirken, aklımda bir cümle dönüp duruyor. hayat sana her ne verirse, onu derin bir şükranla kabul et. demişti biri. yağmur yağıyor. sokaklar görece kimsesiz. ben dingin.

livin’ la vida loca çalıyor. epey yürümüşüm. sonra c’est la vie açıyorum. kutunun kenarları yoksa içindekinin de yoktur. ardından manuel başka şarkıya geçmediğim için aynı isimde garip fransız parçaları çalıyor.

markete uğruyorum. sabaha kahvaltılık bir şeyler almam lazım. ekmek almam lazım. markette bi an sabah az erken kalkıp haşlanmış yumurta yapma fikrini tartıyorum. cezvem yok ama. sonra işi abartıp, biraz daha erken kalkayım da tavada yumurta pişireyim diyorum. lezzetine karşı koyamadığım yumurtayı 6:45’te yeme düşüncesi hafiften iğreti dursa da, yapılır mı yapılır.

eve yürüyorum. arabalar, insanlar, yağmur. wonderful life’ı seçiyorum playlist’ten. apartman sessiz. beşinci kata çıkana kadar nakaratta kalsa diye içimden geçiriyorum. no need to run, and hide. it’s a wonderful wonderful life. diyorum sesli sesli. bi an kapının birinin açıldığını fark ediyorum. sesimi alçaltıyorum. önünden geçerken görüyorum, aralık kapıdan 70’inde bir kadın. elinde 1 buçuk litrelik su şişesi. ne olduğunu anlamıyorum ilkin. oğlum şunu bi açar mısın, elim güçsüz diyor. sanki nasıl açıldığını öğretir gibi bir çocuğa, yavaşça açıyorum, göstererek. allah razı olsun oğlum sağ ol diyor. rica edip çıkıyorum basamakları. içeri giriyorum. poşeti yere bırakıyorum. bilgisayarı açıyorum. elimi yüzümü yıkıyorum. eşofman bakınıyorum ama yok. atletin altına şortla duracak kadar sıcak değil, kaloriferi açacak kadar da serin değil evin içerisi. gözüme ilişen içlik altını çekiyorum altıma. tayt gibi sarıyor. dolap kapağını kapatırken defteri görüyorum. içinden rastgele bir sayfayı açıyorum. karanlıkları aydınlığa çevir yazıyor sonunda. karanlıkları aydınlığa çevir diyorum. defteri kapatıp mutfağa geçiyorum hızlıca. malzemeleri buzdolabına yerleştiriyorum. yıkanmış birkaç gömleği askılığa asıyorum. koltuğa geçiyorum. arkada bir şeyler çalıyor.

ben burada çalıyorum. yankılı.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s